Burada şu durumlar düşündürücüdür:
1. 5 Ekim 2000 tarihli İÜ.S.B.K. Yönetim Kurulu Gündemine dağcılıkla ilgili 6. madde kim tarafından ve hangi sorun nedeniyle koyulmuştur? Çünkü belirgin bir sorun veya bana gelen bir istek yoktur.
2. İ.Ü.S.B.K. Dağcılık Kolu ile ilgili bir konu görüşüleceğinde, bilgi istenecek kişi resmi yazı ile görevlendirilmiş olan Dağcılık Koordinatörüdür. Dağcılık Koordinatörü toplantıya çağrılmamıştır. Alınan karardan ise çirkin bir biçimde haberi olmuştur.
3. Dağcılık Koordinatörü yazılı olarak verilmiş olan görevi aksatmış mıdır? İ.Ü.S.B.K. Dağcılığı gerilemekte ve kötüye mi gitmektedir? Dağcılık Koordinatörü yazılı olarak verilmiş olan görevi istismar mı etmiştir?
Bu durumlarda koordinatörün İ.Ü.S.B.K. Yönetim Kurulu'na hesap vermesi istenir ve gerekirse hakkında soruşturma açılması gerekirdi.
İ.Ü.S.B.K. Dağcılığı, bugün İstanbul'da federe olan ve dağcı yetiştirip, faaliyet yapan tek kulüptür. Bugün Merkez Kampüs'te 40 dolayında İ.Ü. Dağcısı faaliyet için beklemektedir. Bu kadar dağcıyı Türkiye Dağcılık Federasyonu bile kolayca bir araya getiremez. 2000 - 2001 Akademik yılında bu sayının 100'e ulaşması beklenmektedir. 1982 yılında kurduğum, yaşayıp gelişmesi için 18 yıldır büyük özverilerle ortaya koyduğum çabalara ve çalışmalara bugün böyle teşekkür edilmektedir. Böyle çirkin bir teşekküre layık olmadığımı çok iyi biliyorum. Çirkinlik ancak, onu yaratanın şahsına ve karakterine ait olabilir. Ben güzel ve yararlı işler yapmaya çalıştım ve başardım.
Bir üniversite mensubu olarak asıl görevim bilgi üretmek ve bu yolda çalışmaktır. O nedenle İ.Ü.S.B.K. ve Dağcılık Kolu ile her türlü ilişkimi kesiyor, verilmiş görevlerden istifa ediyorum.
Arzederim.
Doç. Dr. Attilla ERDEMLİ
İstifa dilekçesine ekinde gerekli belgelerin kopyaları verilmişti. İstifa dilekçesi o sırada İ.Ü.S.B.K. Başkanı olan Turgay ATASÜ tarafından kabul edilmedi. Beni muayenehanesine çağırdı. İstifa etmemem gerektiğini, durumun düzeltileceğini söyledi. Kabul ettim. Bir ölçüde düzelme sağladı. Fakat kendisine sürekli olarak benim aleyhimde doğru olmayan bilgiler götürüldüğünü değişik kaynaklardan öğreniyordum. Beni çağırıp, sorması gerekirken, yalnızca tavrını değiştiriyor, sertleşiyordu. Öte yandan Merkez Kampüs Dağcılığı'na sürekli olarak engeller çıkartılıyordu.
5.1. Bir kaşık suda kopartılan fırtına
Merkez Kampüs Dağcılarından bir grup, kış eğitimi için 11 - 14 Şubat 2004 tarihlerinde Uludağ'da bir faaliyet düzenlediler. Tüm masrafları sporcular tarafından karşılanan bu faaliyet için İ.Ü.S.B.K.'dan yalnızca Turgay ATASÜ imzalı ilgili makama başlıklı bir yazı aldık. Yazıda aşağıda isimleri verilen dağcılarımızın o bölgede belirlenen tarihlerde bir faaliyet yapacakları bildiriliyordu. Böyle bir yazının bölgedeki mülki amire veya yetkililere verilmesi yasa gereğidir. Bizim dağcılarımız Uludağ'da oteller bölgesine vardıklarında, hava kararmak üzere olduğundan jandarmaya gidip bu yazıyı vermezler, doğru Volfram bölgesine yürüyüşe geçerler ve kampı kurarlar. Yaptıkları bütün yanlış budur. Bir de şanssızlıkları vardır: Sağlık Bakanı o günlerde Uludağ'a gelir. Elbette arkasında bir basın ordusu ile. Yine o günlerde kar yağışı artar ve Sayın Bakan Uludağ'da mahsur kalır. Medyanın orada haber yapması gerekmektedir, fakat haber konusu yoktur. O sırada bizim dağcılarımız kampı sökerler ve dönüşe geçerler. Yolda tipi bastırınca çadır kurarlar; yiyecekleri vardır, çadırdadırlar. Bilgi için jandarmayı ararlar ve durumu anlatırlar. Bu durum oradaki bir sivil işgüzar kişi tarafından basına yansıtılınca birdenbire bizim dağcılarımız televizyonlarda ve gazetelerde yer alırlar, fakat Uludağ'a tırmanış sırasında kaybolmuş İstanbul Üniversitesi Dağcıları olarak: Jandarma onları aramış, bulmuş ve kurtarmıştır.